(via 32flavors-)
nobody can save you but
yourself.
you will be put again and again
into nearly impossible
situations.
they will attempt again and again
through subterfuge, guise and
force
to make you submit, quit and /or die quietly
inside.
nobody can save you but
yourself
and it will be easy enough to fail
so very easily
but don’t, don’t, don’t.
just watch them.
listen to them.
do you want to be like that?
a faceless, mindless, heartless
being?
do you want to experience
death before death?
nobody can save you but
yourself
and you’re worth saving.
it’s a war not easily won
but if anything is worth winning then
this is it.
-bir gün güneşin kırk üç kez battığını gördüm! demiştin bana..
biraz sonra da eklemiştin;
-biliyor musun…insan çok üzgün olunca günbatımlarından hoşlanır..
-demek kırk üç kez gün batımını gördüğün gün bu derece üzgündün, öyle mi?
ama küçük prens yanıt vermedi…
“izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı
vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın
acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun
ustası olacaksın içine gerdiğin tellerin
hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle
büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin..”
b.k.
” ….
Yaşlı balık masalını bitirdi ve on iki bin yavrusuna ve torununa:
-Artık yatma vakti çocuklar. Gidip yatın bakalım.
Çocuklar ve torunlar:
-Büyükanne, minik balığa ne olduğunu söylemedin.
Yaşlı balık:
-O da yarın akşama kaldı. şimdi yatma vakti. İyi geceler.
On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık “İyi geceler” dileyerek yatmaya gitti. Büyükanne de uykuya daldı. Ama küçük bir kırmızı balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamadı. Sabaha kadar denizi düşündü hep…”
Kadın, aldığı her darbenin ezen izlerinin üzerine yürüyor gibiydi…rüzgar saçlarının arasında estikçe daha bir sağlam oluyordu adımları…adım atmanın bile güç geldiği zamanlarda kendini seyrettiği o aynanın diğer tarafına geçer gibi…gözlerinin derinliklerinde kendi üzerine yürür gibi…”O”nun üzerine yürür gibi…tüm izleri ezer gibi adımları…ki artık ayağa kalkma zamanıydı…insan bir kere düşmeye görsün…ayakları kalkmaz oluyordu sanki…sürükleniyordu bedeni zamanlar, mekanlar boyunca…hiç gitmiyordu, hep aynı yerde kalıyordu..hissiz, ruhsuz..kahkahalar arasında kahkahalarına boğulup ölüyordu…insan bir kere düşmeye görsün…ne kötü ki ruh kanamıyordu..ondan ne dokunuluyordu yaraya, ne de çare bulunuyordu..bir başına..oysa..
“Yaralarıma dokunduğun için sevdim belki seni…”
Hepsini bir bir öpüp kokladığın, benden çok sahip çıktığın için onlara belki..tüm inançlarımın dibine vurmuşken elini ateşe sokar gibi…bile bile de olsa gözlerime gülümsediğin için..tüm korkularımı yerle bir ettiğin için..oysa bilseydim…korkuların en derini derinlerde gezenlerin ardından kalanlarmış..hani dibe öyle vurulmaz böyle vurulurmuş gibi..gözlerimdeki hüznü bu kadar yakıştırman hayra değilmiş gibi..
Kadın yürüdü..rüzgarla dans etti saçları..elbisesinin etekleri ayağına dolaştı…aldırmadı..kadın yürüdü..keskinleşti bakışları..hayatının içine hayatının dışından bakar gibi..gözlerine baktı…kadın..durup durup süzülen yaşların buğusuna aldırmadı..bir kere bile kırpmadan gözünü..ayırmadan “O”ndan..kadın baktı..sevgi doldu bakışları, nefretle parladı..aynı anda..tıpkı her aklına düşüşünde alışıldık bir esinti gibi..ısındı..eridi..buz tuttu..ani..titredi..
Ruh üşür mü?
Üşümüyorsa nedir bu belli belirsiz titremeler..kalabalıklar içindeki yalnızlıklar..gülümsemelere karışan duraksamalar..nedir orada olup orada yaşamayan varlığın açıklaması..bir türlü ısıtamadığım yüreğim..üşümüyorsa nesin sen içimin ayazı, buz tutmuş ellerim…oysa..
“Ayazımdan sarıp sarmaladığın için sevdim belki seni..”
Sihir gibi tenimdeki ürpertiyi ellerinin arasında hapsettiğin için…yorgun düşmüşlüklerim demir almışken limanına kocaman açılmış kolların..saçlarımı savuran ılık rüzgarları kıskandıran ellerin..rüzgara karşı yürümek gibi hür..ılık uykulara dalar gibi..bırakır gibi kendini umursamaz tepelerden aşağı..düşmek de neymiş..tüm çakılışlarına inat..ilk defa huzuru bulmuş gibi..nefesinle nefes almak belki..ki yok olmaya razı olmakmış böylesi..oysa..
“Yokluklarıma var oldugun için sevdim belki seni..”
Kadın durdu..rüzgar sustu..etekleri dalgalandı belli belirsiz..gözündeki yaşlar dondu..yüzündeki izler silindi.boşaldı bakışları..bir tek belkiler çınladı duvarlarda..bir tek belkiler duyuldu..kocaman üç noktalar koyuldu susmaların ardı sıra..üç noktaların kaderiydi susmalar..herşey razı oldu kaderine..üç noktalar gibi..son söz misali bir iç çekiş ile kucak açan aynalardan süzüldü kadın..gözlerinden öteye…
su..
’ +5=x4